
Meydana gelen bu elim olayda hayatını kaybeden vatandaşlarımıza Allah’tan rahmet, yaralılara acil şifalar diliyorum. Yaşanan kazada bir şehidimizin de bulunması, olayın vahametini daha da artırmaktadır.
6 araç birde kendi aracı olmak üzere toplam 7 aracın karıştığı, çok sayıda yaralının olduğu ve can kaybı ile sonuçlanan bu olay, sıradan bir trafik kazası olarak değerlendirilemez. Bu tür hadiseler, sonuçları itibarıyla bir “kaza” tanımının ötesine geçmekte; ihmal, yetersizlik ve kontrol kaybının birleştiği ağır sonuçlar doğurmaktadır.
Kamuoyunda olayın ilk ifadesi her zamanki gibi “fren patladı” şeklinde yer bulmuştur. Ancak bu ifade teknik olarak doğru değildir.
Ağır vasıtalarda fren patlamaz.
Fren sistemi ya çalışır ya da performansını kaybeder. Bu tür olayların büyük çoğunluğunda ani bir arıza değil, süreç içerisinde gelişen bir zayıflama söz konusudur. Sürücü aracı doğru kullanmıyorsa, mesleğini yeterli bilinçle icra etmiyorsa ya da işini dikkatle yapmıyorsa bu tür sonuçlar kaçınılmaz hale gelir.
Bu noktada sürüş tekniği kadar yol şartları da belirleyicidir. Düz yolda servis freninin yoğun kullanımı çoğu zaman kritik bir soruna yol açmazken, söz konusu güzergâh eğimli ve aracı kendi ivmesiyle hızlandıran bir iniş hattıdır. Bu durumda araç, sürekli hızlanma eğilimi gösterirken fren sistemine binen yük artar. Retarder ve motor freninin yeterli kullanılmaması, servis frenine yüklenilmesiyle birlikte sistem hızla ısınır. Isınmaya bağlı olarak balatalar başta olmak üzere fren bileşenlerinin etkinliği azalır ve araç durdurulamaz bir hıza doğru ilerler. Bu tabloya bir de bakım eksikliği, aşınmış (camlaşmış ) veya bitik balatalar eklendiğinde, sistemin yetersiz kalması kaçınılmaz hale gelir.
Alternatif olarak; balataların bitik olması, aracın bakımının yetersiz yapılması veya sistemsel aşınmalar da aynı sonuca hizmet edebilir. Bu nedenle aracın bakım geçmişi, fren sistemi durumu ve genel teknik yeterliliği mutlaka sorgulanmalıdır.
Unutulmamalıdır ki bu araçların fren sistemleri, güvenlik esasına göre tasarlanmıştır. Örneğin hava hattında ciddi bir problem oluştuğunda sistem aracı durduracak şekilde kilitlenir. Yani “fren tamamen yok oldu” ifadesi teknik olarak doğru bir yaklaşım değildir.
Olayın meydana geldiği güzergâh da bu değerlendirmeyi desteklemektedir. Manisa istikametinden İzmir’e doğru iniş yönünde, eğimli ve hızlanmaya müsait bir hat söz konusudur. Bu tür yollarda sürüş disiplini hayati önem taşır.
Bölgede kaçış rampalarının bulunduğu bilinmektedir. Ancak söz konusu olayda kritik eşik, birkaç kilometre gerideki kaçış rampasının geçilmesiyle başlamıştır. Teknik açıdan değerlendirildiğinde, esas alınması gereken; aracın kontrolünün tamamen kaybedildiği an değil, bu noktaya gelinene kadar yaşanan süreçtir
Teknik bir değerlendirme yapmak gerekirse; sürücünün fren pedalındaki ilk anormalliği genellikle olay noktasından birkaç kilometre önce hissedilir. Bu durum, kaçış rampasına gelinmeden önce fren sisteminde bir zayıflamanın başlamış olabileceğini düşündürmektedir. Dolayısıyla, fren sistemindeki bu anormallik hissedildiği sırada söz konusu kaçış rampasının geçmiş olma ihtimali göz ardı edilmemelidir.
“Bu noktada kritik soru şudur: Sürücü neden kaçış rampasını kullanmamıştır?”
Bu aşamada iki ihtimal öne çıkar: Sürücü ya aracı kontrol altına alabileceğini düşünmüştür ya da kaçış rampasına girmeye cesaret edememiştir. Zira ağır vasıta sürücülerine kaçış rampası kullanımına yönelik yeterli ve uygulamalı eğitim verilip verilmediği ciddi bir soru işaretidir.
Yüksek hızla eğimli bir yolda seyreden bir aracın, sürücü tarafından bilinçli şekilde kaçış rampasına yönlendirilmesi kolay bir karar değildir. Bu da, sürüş eğitimi ve reflekslerinin bu tür kritik anlarda ne kadar belirleyici olduğunu açıkça ortaya koymaktadır.
Peki, bu tür olayların önüne geçilebilir mi?
Uygun tedbirlerle bu tür kazaların ciddi oranda azaltılması mümkündür.
Bu olaylar ilk değildir ve ne yazık ki son da olmayacaktır; bu nedenle doğru önlemler hayati önem taşımaktadır.
Öncelikle sürücü eğitimi temel konudur. Kaçış rampası var demek yeterli değildir; sürücünün o rampaya girmeyi bilmesi ve cesaret edebilmesi gerekir. Bu da ancak uygulamalı eğitimle sağlanabilir.
Sürücülere belirli aralıklarla hem teorik hem de pratik eğitimler verilmelidir. Bu eğitimler sadece başlangıçta değil, meslek hayatı boyunca devam etmelidir.
Denetim mekanizması da güçlendirilmelidir. Polis kontrollerinde araçların bakım kayıtları etkin şekilde incelenmelidir. Fren sistemi, yangın söndürme sistemi, lastik durumu, elektrik sistemi gibi hayati unsurlar kayıt altına alınmalı ve gerçekten kontrol edilmelidir.
Ayrıca ağır vasıta sürücülerinin yaşam disiplinleri de göz ardı edilmemelidir. Uzun yol sürücülerinin beslenme alışkanlıkları, dinlenme düzenleri ve fiziksel durumları doğrudan sürüş güvenliğini etkiler. Bu nedenle mola yerleri ve çalışma koşulları da denetim kapsamına alınmalıdır.
Bunun yanında sürücülerin belirli periyotlarla sağlık kontrollerinden geçirilmesi, refleks, dikkat ve genel fiziksel yeterliliklerinin değerlendirilmesi gerekmektedir.
Eksper perspektifinden bakıldığında ise daha yapısal bir öneri ortaya konulmalıdır.
Ağır Vasıta Araçların Denetimi
Ağır vasıtalar, maden sahalarında olduğu gibi sistematik bir denetime tabi tutulabilir. Oluşturulacak teknik bir kurul ile bu araçlar belirli periyotlarla kontrol edilerek, bir kontrol listesi üzerinden değerlendirilmelidir.
Özellikle şu sistemlerin detaylı kontrolü büyük önem taşımaktadır:
- Fren sistemi ve yardımcı fren sistemleri
- Direksiyon ve yönlendirme sistemleri
- Elektrik sistemi ve sigorta yapısı
- Alt aksam ve yürüyen sistemler
- Yakıt ve AdBlue sistemleri
- Yangın söndürme sistemleri
- Görüş ve ayna sistemleri
- Aydınlatma ve ikaz donanımları
- Kabin içi güvenlik ekipmanları
- Dingiller, lastikler ve süspansiyon
- Şasi ve bağlantı noktaları
- Önceki hasar ve onarım geçmişi
- Araçta yapılmış olası uygunsuz tadilatlar
Bu liste artırılabilir veya sadeleştirilebilir. Ancak temel amaç, bu araçların gerçek anlamda güvenli olup olmadığının tespit edilmesidir.
Mevcut zorunlu muayene sistemi, bu araçlar için yeterli değildir. Yüksek kilometre yapan, ağır yük taşıyan ve sürekli sahada çalışan bu araçlar için daha özel ve kapsamlı muayene sistemleri oluşturulmalıdır.
Yetkili servisler veya TSE sertifikalı atölyeler aracılığıyla yapılacak detaylı kontroller, kurul denetimi ile desteklenirse, güvenli sürüş seviyesi ciddi şekilde artırılabilir.
Tüm bu önlemler kazaları tamamen ortadan kaldırır mı?
Hayır.
Ancak önemli ölçüde azaltır.
Bu tür olaylar teknik olarak açıklanabilir. Tonlarca ağırlıktaki bir aracın eğimli bir yolda kontrolsüz şekilde ilerlemesi, fizik kuralları çerçevesinde kaçınılmaz sonuçlar doğurur. Bu noktada hızın ne seviyeye ulaştığı ancak teknik inceleme ile netleştirilebilir.
Son olarak konunun Sigorta ve Eksper boyutuna değinmek gerekir.
Kamuoyunda “freni patlayan araç” olarak ifade edilen bu tür olaylarda, trafik kuralları çerçevesinde kusur değerlendirmesi büyük ölçüde araç sürücüsü ve işleten üzerinde olacaktır. Ancak burada ayrıca “teknik kusur” kavramı da gündeme gelmelidir.
Bu durum, sigorta açısından rücu ihtimalini doğurabilecek niteliktedir.
Eksper raporlarında bu tür olaylar yüzeysel ifadelerle değil, teknik gerçeklikle ortaya konulmalıdır. Bu kapsamda değerlendirme şu şekilde yapılmalıdır:
“Araç, seyir esnasında yol şartlarına bağlı ısınma nedeniyle fren etkinliğinin azalması sonucu kontrolünü kademeli olarak kaybetmiştir.”
Bu tür durumlarda, yalnızca “arızalı parça teminat dışıdır” yaklaşımı yeterli değildir. Eğer olayın temelinde bakım eksikliği ve sistemsel ihmal yatıyorsa, bu durum poliçe genel şartları çerçevesinde ayrıca değerlendirilmelidir.
Sonuç olarak;
Bu olay, yalnızca bir trafik kazası değil; sistem, eğitim, denetim ve sorumluluk zincirinin birlikte ele alınması gereken bir vakadır.
Doğru analiz yapılmadığı sürece, aynı cümleleri tekrar eder, aynı sonuçlarla karşılaşmaya devam ederiz.