Trafik Sigortalarında Orijinal Parça Dönemi: Doğru Karar mı, Ekonomik Yük mü?

Trafik sigortalarında yapılan son düzenlemeyi, uzun yıllardır sigorta Eksperliği yapan biri olarak genel anlamda olumlu buluyorum. Aslında düzenlemeye baktığımızda tamamen yeni hükümlerden söz etmek mümkün değil. Sigortacılık Kanunu, Türk Ticaret Kanunu ve Sigorta Eksperleri Yönetmeliği’nde yıllardır yer alan temel ilkeler daha sistematik ve uygulamaya yön verecek şekilde yeniden bir araya getirilmiş durumda.

Bu yönüyle düzenlemenin sektörde uygulama birliğini güçlendireceğini düşünüyorum. Hayırlı olmasını diliyorum.

Ancak düzenlemenin içerisinde dikkatimi en çok çeken başlıklardan biri, trafik sigortalarında orijinal parça kullanımının esas alınmasının bir kez daha açık şekilde ortaya konulmuş olmasıdır.

Bireysel araç sahipleri açısından bakıldığında bu yaklaşım ilk bakışta oldukça cazip görünmektedir. Hiç kimse aracında daha düşük kalitede bir parça kullanılmasını istemez. Fakat konuya yalnızca araç sahibi gözüyle değil, ülke ekonomisi, otomotiv sanayisi ve sigortacılık sistemi açısından baktığımızda farklı sorular sormamız gerektiğini düşünüyorum.

Gerçekten her araçta her parça orijinal olmak zorunda mı?

Türkiye otomotiv sektörünün büyüklüğü düşünüldüğünde bu sorunun önemi daha iyi anlaşılacaktır.

2025 yılında otomotiv yan sanayi ihracatımız yaklaşık 15,8 milyar dolar seviyesine ulaşmıştır. Buna karşılık motorlu taşıtlara ait parça ve aksesuar ithalatı ise yıllık 7 milyar doların üzerinde gerçekleşmektedir. Bu rakamlar, otomotiv yedek parçasının ülke ekonomisindeki ağırlığını açıkça göstermektedir.

Bugün trafikte yaklaşık 30 milyon motorlu araç bulunmaktadır. Bunların önemli bir bölümü 10 yaşın üzerindedir. Hatta 20 yaşını aşmış yüz binlerce araç halen aktif olarak kullanılmaktadır.

Şimdi şu soruyu birlikte düşünelim:

2000 model bir otomobilin kırılan farı için mutlaka yurt dışından orijinal logolu parça mı getirilmelidir?

Yoksa aynı kalite standartlarını sağlayan, güvenliği etkilemeyen ve ülkemizde üretilebilen bir alternatif de kullanılabilir mi?

Bence asıl tartışılması gereken konu budur.

Aynı kalite, farklı logo

Bugün birçok otomobil üreticisinin kullandığı parçalar aslında bağımsız üreticiler tarafından imal edilmektedir.

Cam üreticileri, far üreticileri, fren sistemleri üreticileri veya filtre üreticileri; aynı kalite standartlarında üretim yapmakta, yalnızca bir kısmı araç üreticisinin logosuyla piyasaya sunulmaktadır.

Dolayısıyla üzerinde araç markasının logosunun bulunmaması, parçanın teknik olarak yetersiz olduğu anlamına gelmez.

Elbette bu durum her parça için geçerli değildir. Güvenliği doğrudan etkileyen direksiyon, fren, şasi, hava yastığı, süspansiyon ve taşıyıcı sistemlerde üretici standartlarından taviz verilmesi düşünülemez. Ancak tampon kaplaması, bazı plastik parçalar, camlar, dekoratif elemanlar veya belirli gövde parçalarında aynı yaklaşımın uygulanması ekonomik açıdan yeniden değerlendirilmelidir.

Bir kural getirilecekse kademeli olmalıdır

Kanaatimce burada yaş kriteri esas alınmalıdır.

Örneğin;

  • İlk 3 yıl yalnızca orijinal parça,
  • 3 yaşından sonraki araçlarda ise kalite belgeli eşdeğer parçaya kontrollü geçiş,

Hem araç sahibini koruyacak hem de ülke ekonomisine önemli katkı sağlayacaktır.

Ön cam örneği

Ön cam hasarı en sık karşılaşılan sigorta hasarlarından biridir.

Bugün modern araçlarda ön cam artık yalnızca cam değildir.

İçerisinde;

  • Yağmur sensörü,
  • Işık sensörü,
  • Kamera,
  • Şerit takip sistemi,
  • HUD yansıtıcısı,
  • Anten,
  • Akustik katman

Bulunmaktadır.

Dolayısıyla maliyetler ciddi şekilde artmaktadır.

Oysa Türkiye, dünyanın önemli otomotiv camı üreticilerinden biridir.

Bu alanda faaliyet gösteren üreticiler uluslararası kalite standartlarında üretim yapabilmektedir.

Bu nedenle ön cam gibi yüksek adetli parçalarda yerli üretimin desteklenmesi hem ithalatı azaltacak hem de sigorta maliyetlerini aşağı çekecektir.

Yerli üretici desteklenmelidir

Bence asıl yapılması gereken;

Yerli eşdeğer parça üretimini güçlendirmektir.

Devlet;

  • Üretim teşviki,
  • Yatırım desteği,
  • Kalite sertifikasyonu,
  • TSE denetimi,
  • Satış garantisi,
  • Hasar istatistiklerinin üreticilerle paylaşılması

Gibi mekanizmalarla üreticiyi desteklemelidir.

Bugün hangi araç modelinde hangi parçanın ne kadar değiştiği sigorta sektörü tarafından büyük ölçüde bilinmektedir.

Bu veriler anonim hale getirilerek üreticiye aktarılabilir.

Böylece üretici hangi parçaya yatırım yapacağını önceden görebilir.

Dünyada uygulamalar ne söylüyor?

Aslında orijinal parça, eşdeğer parça ve geri kazanılmış parça konusu yalnızca Türkiye’nin tartıştığı bir mesele değildir. Otomotiv sektörünün gelişmiş olduğu ülkelerde uzun yıllardır aynı denge kurulmaya çalışılmaktadır. Temel amaç; trafik güvenliğinden taviz vermeden ekonomik kaynakların verimli kullanılmasını sağlamak ve çevresel sürdürülebilirliği desteklemektir.

  • Fransa: Geri kazanılmış orijinal parça sistemi

Fransa’da döngüsel ekonomi kapsamında araç onarımlarında, uygun olması halinde geri kazanılmış orijinal parçaların araç sahibine teklif edilmesi yönünde düzenlemeler bulunmaktadır. Lisanslı söküm merkezlerinden temin edilen kapılar, tamponlar, çamurluklar, aynalar, farlar ve bazı mekanik parçalar kalite kontrolünden geçirildikten sonra yeniden kullanılabilmektedir.

Buradaki amaç yalnızca maliyeti düşürmek değil; kullanılabilir parçaların ekonomiye yeniden kazandırılması ve doğal kaynakların daha verimli kullanılmasını sağlamaktır.

  • Almanya: Esas olan kalite standardıdır

Almanya’da birçok onarımda temel kriter yalnızca parçanın üzerinde araç üreticisinin logosunun bulunması değildir. Özellikle güvenlik açısından kritik olmayan birçok parçada, uluslararası kalite standartlarını sağlayan eşdeğer parçalar kullanılabilmektedir.

Başka bir ifadeyle değerlendirilen unsur; logodan önce parçanın teknik uygunluğu, dayanımı ve güvenilirliğidir.

  • İngiltere: Sigortacılık ile sürdürülebilirlik birlikte yürütülüyor

İngiltere’de sigorta sektörü uzun yıllardır lisanslı geri dönüşüm kuruluşlarıyla birlikte çalışmaktadır. Hasarlı araçlardan sökülen kullanılabilir parçalar kalite kontrolünden geçirildikten sonra tekrar ekonomiye kazandırılmaktadır.

Bu uygulama hem onarım maliyetlerini azaltmakta hem de araçların daha kısa sürede tekrar trafiğe dönmesine katkı sağlamaktadır.

  • Amerika Birleşik Devletleri: Güçlü satış sonrası pazarı

Amerika Birleşik Devletleri’nde otomotiv satış sonrası sektörü dünyanın en büyük pazarlarından biridir. Orijinal parçaların yanında kalite belgeli eşdeğer parçalar, yeniden üretilmiş (remanufactured) parçalar ve geri kazanılmış orijinal parçalar da yaygın şekilde kullanılmaktadır.

Temel amaç; güvenliği korurken tüketiciye alternatif sunmak, rekabeti desteklemek ve onarım maliyetlerini makul seviyelerde tutmaktır.

Ortak nokta

Dikkat edilirse gelişmiş ülkelerde ortak yaklaşım “her durumda yalnızca orijinal parça” anlayışı değildir.

Ortak hedef;

  • Trafik güvenliğini korumak,
  • Kalite standartlarından taviz vermemek,
  • Geri dönüşüm ekonomisini geliştirmek,
  • Yerli üretimi desteklemek,
  • Onarım süreçlerini hızlandırmak,
  • Kaynakların daha verimli kullanılmasını sağlamaktır.

Elbette her ülkenin mevzuatı ve sigorta sistemi farklıdır. Bu örneklerin birebir ülkemize uygulanması gerektiğini söylemek doğru olmaz. Ancak dünya uygulamaları göstermektedir ki; güvenlikten ödün vermeden kalite belgeli eşdeğer parça, sertifikalı ikinci el parça ve ileri onarım teknolojileri aynı sistem içerisinde birlikte değerlendirilebilmektedir.

Kanaatimce ülkemizde de mevcut düzenlemenin temel yaklaşımı korunmak kaydıyla, bu uygulamaların ekonomik ve teknik boyutlarının ilerleyen süreçte değerlendirilmesi sektörümüz açısından faydalı olacaktır.

İkinci el parça ekonomisi

Bir diğer önemli konu ise geri kazanımdır.

Avrupa’nın birçok ülkesinde sökülmüş orijinal parçalar sertifikalandırılarak yeniden kullanılmaktadır.

Türkiye’de de belirli standartlar oluşturularak;

  • Lisanslı söküm merkezleri,
  • Barkodlu takip sistemi,
  • Eksper kontrolü,
  • Kalite sınıflandırması

İle ikinci el orijinal parçalar güvenli şekilde ekonomiye kazandırılabilir.

Üstelik bazı araç üreticileri bugün kendi servislerinde revizyonlu parçaları zaten kullanmaktadır.

Onarım teknolojileri artık çok gelişti

Bugün üç boyutlu üretim teknolojileri, CNC sistemleri ve özel plastik kaynak yöntemleri sayesinde geçmişte değiştirilen birçok parça artık güvenli şekilde onarılabilmektedir.

Elbette burada sınırlar iyi çizilmelidir.

Kimsenin amacı güvenlikten taviz vermek değildir.

İnternette zaman zaman görülen, ikiye ayrılmış krank milinin yeniden kaynakla birleştirilmesi gibi örnekler teknik olarak kabul edilemez.

Ancak güvenliği etkilemeyen bazı plastik parçaların veya belirli ekipmanların ileri onarım yöntemleriyle yeniden kullanılabilmesi hem ekonomik hem de çevresel açıdan önemli kazanımlar sağlayacaktır.

Son söz

Saha tecrübelerimiz gösteriyor ki özellikle ithal araçlarda orijinal parça bulunabilirliği önemli bir sorun oluşturmaktadır.

Parça bekleme süreleri uzamakta, araçların onarım süresi artmakta, sigorta şirketlerinin hasar maliyetleri yükselmekte ve bu maliyetler uzun vadede primlere de yansımaktadır.

Bu nedenle kanaatimce doğru yaklaşım; “her durumda yalnızca orijinal parça” anlayışı değil, güvenliği esas alan, kaliteyi denetleyen, yerli üretimi destekleyen ve ekonomiyi gözeten dengeli bir sistem kurulmasıdır.

Türkiye güçlü bir otomotiv yan sanayisine sahiptir. Doğru teşvik mekanizmalarıyla hem vatandaş korunabilir hem sigorta sistemi sürdürülebilir hale getirilebilir hem de milyarlarca liralık ithalatın bir kısmı ülke içerisinde katma değere dönüştürülebilir.

Belki de artık sormamız gereken soru şudur:

Her orijinal parça gerçekten vazgeçilmez midir; yoksa bazı parçalarda doğru denetlenen yerli üretim hem ekonomiyi hem de güvenliği birlikte koruyabilir mi?

 

Bir yanıt yazın

E-Posta adresiniz yayınlanmayacaktır.